27 ekim- Abhazca günü!
27/10 2015
Dünya üzerinde yaşayan herkesin kendine özel bir kader çizgisi olduğu gibi, ulusların ve ülkelerin de kaderleri, geçirdikleri tarihi süreçler ve yarına dair umutları bulunmaktadır.
Sürgün sırasında vatanlarından ayrı düşen soydaşlarımız, yaşam buldukları yeni topraklarda yurtlarına benzeyen köşeleri kendilerine yerleşim yeri olarak seçip, anadillerini de gözleri gibi koruyarak günümüze dek yaşata geldiler.
Anadilinde bir şarkı söylemeden akşam eden var mı içinizde? Ancak, Türkiye’de yaşayıp ve Abhaz olup da kim her gün abhazca bir şarkı söyleyebilmiştir? Söyleyebildiyse bile kimbilir ne kadar hüzün, ne kadar elem yüklüydü o şarkı. Soydaşlarımızın bu durumu aslında ne çok şey anlatıyor bizlere. Ancak onlar herşeye rağmen umutlarını yitirmiyorlar. Abhazlıklarını, dillerini ve kültürlerini yaşatmaya çabalıyorlar. Onlara göre Abhazca seslerin yitirilmesi bir balığın susuz kalmasından hiç de farklı değil.
İzmit kentinde görüştüğümüz Emin Berzek bir çırpıda bize şunları anlatıyor: “Bizler Abhazya’yı çok seviyoruz. Ancak sadece bu kadarı yeterli değil. Ben Ubıh kökenliyim ve kendimi abhazca da ifade edebilecek durumdayım, bununla da gurur duyuyorum. Dedem Abhazya’dan buraya geldiğinde bir Hotçaapha ile evlendi. Kendisi Bıçkı köyünde yaşamaktaydı. Çocukluk dönemini iyi hatırlıyorum köyümüzde türkçe konuşan bulunmazdı, hepimiz abazaça konuşmaktaydık.”
Yurt dışındaki soydaşlarımız anadillerini korumanın ve onu gelecek kuşaklara aktarmanın derdindeydiler.
Nuran Afüıpha bu konuda bize duygularını şu şekilde aktardı: “Aslında söylemek istediğim çok şey var ama, ifade edemiyorum. Anadilinle söylemek istediklerini tam olarak anlatamamaktan daha acı bir durum düşünemiyorum. Burada anadilimiz gördüğünüz gibi imrenilecek durumda değil. Ben ömrümü yarıladım ama bakın abazacam ne kadar zayıf. Bizden daha küçük olanları ise varın siz düşünün. Ne yapıp edip abazaçamıza sahip çıkmalıyız.”
Nuran’ın ablası Şükran ise daha da dertliydi: “Ben Abhazya’ya geldim, oğlumuzla birlikte oraya yerleşmeye gelmiştik, ancak eşimin sağlık sorunları yüzünden geri dönmek zorunda kaldık. Aslında orada gördüklerim ve yaşadıklarım beni çok mutlu etmişti ama bu tarafa dönünce sudan çıkan balık misali çırpınmakta olduğumuzu farkettim. Bizler; eskiden büyüklerimiz türkçe bilmediklerinden dolayı abazaça konuşmalarını dinleyerek anadilimizi öğrenebiliyorduk. Ne yazık ki artık böyle bir imkanımız kalmadı.” Diye üzüntüsünü paylaşıyordu bizlerle.
Bilindiği üzere Türkiye’de yaşayan soydaşlarımız dillerini ve kültürlerini korumak için çeşitli dernekler oluşturdular. Bu derneklerde aktif olarak görev yapan ve dil eğitimi konusunda da çeşitli sorumluluklar üstlenen Hotçaa İrfan ise durumu bizlere bir cümleyle özetledi: “Ben Hendeğin Kalyak köyündenim. Burada abazaça dil kurslarında öğretmenlik yapmaktayım. Kurslara küçük büyük çok sayıda kişi gönülden katılmaktalar. Bazıları dillerini biliyor ve sadece Abhaz alfabesiyle okuma yazma öğrenmeye geliyorlar. Elbette bir tek kelime bile bilmeyenler de mevcut. Ancak bir kez anadilin lezzetini aldılarmı ondan sonrası kolay oluyor. Bunu ben tecrübelerimle yaşadım. Kendim de Abhazya’daki kurslara katılarak seviyemi yükselttim ve eğitmen konumuna geldim. Bu yüzden dil kurslarının yararını çok iyi biliyorum.”
Kısacası anavatanlarından uzakta olmalarına rağmen soydaşlarımız ellerinden geldiğince ulusal kimliklerini koruma ve anadillerini yaşatma derdindeler. Ancak onlar, bütün bunların sadece ve sadece anavatanlarında mümkün olabileceğini de çok iyi bilmekteler.














.png)








